Hayatı Aşkla Yaşamak

18/6/2009 - Mutluluk için...






Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli
dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü
temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına
dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok
sıkkındı, birde sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla :
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

- Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali
de başka oluyor diye düşündü.

- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.

- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata
götürmek istiyorum.

- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona
bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata
götürdüm
Çikolatayı çok sever.

Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga
etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile
kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey
onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi
yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından
başka bir şey çıkmadı.

- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını
doyururlar.

- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en
fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa
sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık
evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga
ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız,
işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin
yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan
daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan


- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet
ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu
bildiğinde ancak mutlu olur.

- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?

- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne
kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

- Küçük kızı severek.

- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da
o kadar mutlu edersin.

- Nasıl yani ?

- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep
beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak
isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz
küçük kızlar. Öyle değil mi?

- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma
sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini
değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye
sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi olmuşsun
demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak
ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
"bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay
yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.

- Hiç kavga etmez misiniz siz?

- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın
tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için
uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En
ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen
o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla
aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla
bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok
narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak
dokunuşları severler.

- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek
için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz
Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene
somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar
mutlu olabilirsin.

- Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar
para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama
hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan
hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük
kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.
Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk
sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama
hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler
giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım
bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük
kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
mutluluğuyla, bin
bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki
manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su içiyordu
Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra
eşinin önüne koydu.

- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.

- Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın:

- Niye? Diye sordu.

- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet
ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
yumuşamıştı


- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi
meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir
şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
alamazsın.

- Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.

- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice
seven bu adamı senden mahrum etme.

- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin,
dedi.

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük
kızı gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/10/2007 - Feryad!...

Kategori: Allah Sevgisi

 

İçimi yakanı şiire dökmüş üstadım Turgut Uyar, belki benim anlatamayışımı anlatmış. Bana ve tüm insanlığa...Okunmuş mudur; bilinmiş midir bilmem. Ama ben burada olsun istedim. Remzi Kitabevi'nin Kitap Gazetesi'nde okudum Uyar'ın Arz-ı Hal isminden şiirinin bir bölümünü...Buyrun sizinle...

 

Yazdıklarıma sakın darılma Allah'ım!...

Meleklerin sana bunları söylemezler.

Artık, pek yarattığın gibi değil dünya

İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:

Ne olursun, hoşuna gitmediyse eğer,

Yazdıklarıma sakın darılma Allah'ım!...

 

                                                     RKitap Gazetesi SAYI 22- EKİM 2007 s.9

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/10/2007 - Bayramınız Kutlu Olsun

Kategori: Allah Sevgisi

 

SEVDİKLERİYLE MUTLUDUR İNSAN!...NİCE BAYRAMLARI SEVDİKLERİNİZLE GEÇİREBİLMENİZ ÜMİDİ İLE...BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

 

                                                    M.Çelik

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/9/2007 - A.Ş.K.

Kategori: Allah Sevgisi

 

    UCU YANDI KANADIMIN, ATEŞİ  TATTIM...

 

 

     ayn..şın..kaf..Üç harf kağıda yazılan; zahir de üç harf…Yere düştüğünde  hürmetle eğilip alınası, öpülüp alna konulası…Narı görünen de korkutan da, içine düştüğünde vatan olan, yürekler de dağ dağ hasretlere, dağlanmış yaralar katan…Aslındaki büyüklüğüne rağmen , üç harfiyle tevazuu bulan…Okunduğunda harfleri , ateş tabiatıyla ayn; su tabiatıyla şın; hem ateş hem su tabiatıyla kaf...Hem ateş hem su...Hem tebessüm, hem göz yaşı...Ateş ki gönülde ve su her dem gözden gönüle...

 

     Bir gayretle ' aşk' deyü okunduğunda yer gök inlermiş...Dünya  yaratılalı beri hep 'aşk' hikayeleri dinlermiş...Bu dertle  gönlü hoş olanların adı dillere  düşermiş…Şu meczup mu aşık, ötedeki mi, nefes alır göründüğüne bakma, o yaşamıyor artık…Onlar duymamışlar bile  söylenenleri; dökmüşler kağıda, gönüllerinden geçenleri…Kendilerini diyememişler de başkalarını anlatmışlar hep…Leyla olmuş biri, Mecnun diğeri…Kerem biri, Aslı diğeri..İnsanın bu yükü taşıyabileceğine akıl yetirememişler…'susamışlıklarını susamamışlar; kınansa da bülbül olmuş biri, gül diğeri…Pervane biri, şem diğeri…

 

 

       Pervane aşk masallarının vazgeçilmez kahramanı. En yüreklisi belki de, en gözü karası. Âşıkların gözyaşlarını inci diye yüzüne, yürek dertlerini dinsin diye sözüne düzdükleri dertnamelerin en güzel yazılanı. Mumun fitili  alev aldığında ki aşkla tutuşup kendini görünür kıldığında  -adı artık şem olduğunda- yani  "aşk odu evvel maşuka, andan aşıka düşende" ,  pervane meftunmuş ateşe… Ateşin verdiği azaba vurgun, boynu bükük razı... Eyvah kader bildiği bu yazı…

 

      Bir de aslı varmış bu masalın… İmam gazali anlatıyor. Aynı dertten muzdarip, tanışık pervane ile. Sormuş olmalı, âşıkların toplandığı bir mecliste. Meğer pervane gün ışığına meftunmuş. Zaman geçip de gün doğduğu gibi batıp yitince, her yere zifiri karanlık çökünce ve  şemin alevi, gecenin en kararmış yerinde  görünür olunca aşk olarak bir bildiği  gün ışığı olan pervane mumun salınan ışığına rast gelip, boynuna dolanan yalımına hedef olunca;  bu en "nur"  zannettiği nuru günışığından açılan bir pencere zannedermiş. Tutunsa bu ateşe, o da tutuşsa bu ateşle gün ışığını bulacak sanki. Kim aşığa söz geçirebilmiş ki. Söz dinlememiş  pervane de, söz dinletememiş yüreğine   şevkle atmış kendini ateşe.  Ve azap. Ucu yanmış kanadının. Ah o eşsiz tad! Tekrar bakmış şeme, mütebessim pervane... İşte yine gördüğü O; günışığıymış. Ve tekrar kanat çırpmış, artık tek yön bildiği ateşe. Pervane ders almak bilmezmiş, şemsiz, ateşsiz  kanat çırpsa ne!

 

      Pervanenin derdi, aslında sizin derdiniz de değil mi? "Ben asıl Leylamı buldum" dedirten... Sizin diğerine sevginiz onda gördüğünüz asıl güzelden değil mi? "bende"liğiniz  onda tecelli edene değil mi?  "bizi bilmeyen ne bilsin, bilenlere",   o güzeli taşıyana ve taşıyanda görenlere selam olsun…

 

      Şimdi siz de bırakın tüm karanlığı ile gelsin gece. Kapatın ışıklarınızı ve bir mum yakın. Bir pervane girsin her tarafı dört duvar odanıza nereden yol bulup girdiğine siz de şaşırın. Onlar anlatsınlar siz dinleyin bakalım, duyabilecek misiniz kanat seslerini? Biraz sonra sizin kalp atışlarınız ile pervanenin kanat sesleri aynı ahengi yakalar kimbilir. Ve  pervane can verip şemin ayağının ucuna düşerken, birde bakmışsınız siz kanatlanmış uçuyorsunuz şemin etrafında. Sümmani ' nin sözleri kulaklarınızda…

 

           sakiden mest almış mestane isen

 

           terk-i ziynet eyle divane isen 

 

           gönül semasına pervane isen

 

           o yarin uğrunda hep yanmak lazım

                                                                                                    

                                                               Sevda Kural (birdenbire dergisi)

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ALLAH'I TANIYAN İTAAT EDEN, ZİNDANDA DAHİ OLSA BAHTİYARDIR.ONU UNUTAN SARAYLARDA DA OLSA ZİNDANDADIR, BEDBAHTTIR... Image Hosted by ImageShack.us
Yunus Emre

Son Yazılarım

Mutluluk için...
Feryad!...
Bayramınız Kutlu Olsun
A.Ş.K.
Dünyadaki En Güzel Şey
Berat Kandili
Şakayık
tanrı sana küsmedi...
Kandil Mesajı
Kandiliniz Mübarek Olsun!...
BU ÇİÇEĞE BU RENGİ, BU GÜZELLİĞİ VEREN ALLAH'IM, KALPLERİMİZİ DE BÖYLESİNE GÜZEL EYLE NE OLUR!... Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali muhammed

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Google
MSN
Dünya Mevlana Yılı
Semazen
Türk - İslam Sanatları
DİLİNİZDEN UTANMAYIN

Kategoriler

Arkadaşlarım

Hayatı Aşkla Yaşamak
Türk İslam Sanatları Semazen